ÜLKÜCÜLERİN MEKANI

SİTEMİZDEKİ PAYLAŞIMLARIN HEPSİNİ GÖRMEK İÇİN ÜYE OLMALISINIZ
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Osmanlı'yı Yağma Yarışı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Bozkurt09

avatar

Mesaj Sayısı : 137
Kayıt tarihi : 18/02/09
Nerden : Aydın

MesajKonu: Osmanlı'yı Yağma Yarışı   Çarş. Şub. 18, 2009 8:43 pm

Osmanlı'yı Yağma Yarışı
Batılı devletler, ölümünü bekledikleri Osmanlı İmparatorluğu'nun terekesinden pay kapmak
için kuyruğa girmişlerdi. Birinci Dünya Savaşı'nda bu hedeflerini daha da netleştirip, kendi
aralarında gizli andlaşmalar imzalayacak, Anadolu'da ve Ortadoğu'da paylaşım bölgelerini
tespit edeceklerdi.

Ondokuzuncu yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalanmanın eşiğine getiren gelişmelerle
doludur. Özellikle 14 Eylül 1829 tarihinde imzalanan Edirne Andlaşması'yla bağımsız
Yunanistan'ın kurulması, imparatorluk bünyesindeki diğer milletleri de aynı yönde harekete
geçirmiş ve Balkanlar'da çözülmeler başlamıştır.
Bu çözülmeyle birlikte, Osmanlı topraklarının Fransa, İngiltere, Rusya, Avusturya ve daha
sonra Almanya ve İtalya'nın rekabet hâline geldiği görülür. Adı geçen devletler, "Avrupa'nın
hasta adamı" dedikleri Osmanlı'nın ölümünü çabuklaştırmak ve mirasını yağmalamak
istemektedirler. Ancak Devlet-i Aliyye, izlediği denge politikasıyla 19. yüzyılda ayakta
kalmayı başaracak, böylece, mirasının paylaşılması hususu da 20. yüzyıla tehir edilecektir.
Osmanlı topraklarına yönelik emperyalist emellerin yoğunlaşmasındaki en önemli faktör,
zengin petrol kaynakları idi. Ve Batılı devletler, Osmanlı Devleti'yle ikili andlaşmalara
giderek bazı imtiyazları elde etmişlerdi. Fakat, kendi aralarında da gizli andlaşmalar
yapmış, kimin, hangi bölgede söz ve nüfuz sahibi olacağını kararlaştırmışlardı. Kâğıt
üzerinde yaptıkları paylaşım, ileride gerçekleştirmeyi hedefledikleri kesin paylaşmanın
sınırlarını belirtiyordu.

Rusya

Rusya, tarihi boyunca, İstanbul ve Boğazları ele geçirmek ve oradan açık denizlere çıkmak
emelini taşımıştır. Birinci Dünya Savaşındaki ana hedefi de budur.
Osmanlı Devleti'nin 28 Ekim 1914'te savaşa girmesinden beş gün sonra, 2 Kasım 1914
tarihinde, Rus Çarı bir beyanname yayınlar ve özetle şöyle der:
"Bütün Rusya olarak biliyoruz ki, Osmanlı'nın bilinçsizce savaşa katılması, atalarımızın
bize Karadeniz kıyılarında bir miras olarak bırakmış oldukları tarihî görevi yerine getirmek
yolunu, Rusya'ya açmak suretiyle, Osmanlı'yı yıkıma götüren olayların seyrini daha
çabuklaştıracaktır."
Yukarıdaki ifade gösteriyor ki; Osmanlı Devleti, savaşa katılmasa da, Rusya fırsat bulur
bulmaz "tarihî görevini" yerine getirmeye çalışacaktır. Ancak, sadece Boğazlara değil, Doğu
Anadolu'da hemen hemen 20 vilâyeti içine alan bir bölgeye de göz dikmişlerdir. Nitekim 1
Kasım 1914'te Doğu Beyazıt üzerinden Osmanlı sınırlarına saldırmaları ile Kafkas cephesinin
açılması bunun göstergesidir. Öte yandan Rusya, 1840'lı yıllardan beri, bütün Balkan
Slavlarını kendi liderliğinde birleştirme çabasındaydı. Fakat, Birinci Dünya Savaşı
başlarken bu niyetini ikinci plana atmış, Boğazları esas hedef seçmiştir.

İngiltere

Göller Yöresi (Burdur, Eğridir ve Beyşehir göllerini kapsayan bölge) ve İzmir-Aydın
demiryolu hattından Afyonkarahisar'a kadar olan kısım, İngiltere'nin nüfuz bölgesidir.
Ayrıca, bütün Arabistan bölgesi, ilgi alanı içindedir.
İngiltere, 16. yüzyıldan itibaren, Ortadoğu üzerinden Hindistan'a uzanmak düşüncesindeydi.
Bu yolu tehdit eden potansiyel tehlike Rusya'ya karşı da, Osmanlı Devleti'nin bütünlüğünü
savunmayı, uzun süre dış politikasının temeli yapmıştı. Fakat, Almanya'nın "Doğuya açılma
projesi" çerçevesinde, zamanla bölgede ağırlığını arttırması sonucu, 19. yüzyılın son
çeyreğinde, eski politikasını terk etti. Artık, ya Osmanlı toprakları üzerinde kendi
güdümünde devletler kurmak veya bu topraklara bizzat yerleşmek temayülündeydi. Nitekim,
politika değişikliğinin ilk göstergesi olarak, Berlin Andlaşması'nda (1878), Rusya'ya karşı
Osmanlı Devleti'ni korumak maskesi altında Kıbrıs'ı işgal etti.
Yine İngiliz nüfuz bölgesi ile ilgili olarak, Bağdat ve Musul petrollerini arama ve çıkarma
hususunda, uzun görüşmelerden sonra, İngiltere ile Almanya arasında 19 Mart 1913'te bir
anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaya göre, Türkiye Millî Bankası (Alman-İngiliz), Shell (İngiliz)
ve Deutsche Bank (Alman) ortaklığından oluşan Osmanlı Petrol Şirketi, iki devlet arasında
paylaşılıyordu. Hisselerin %75'ini İngiliz şirketi almış, %25'i de Alman Deutsche Bank'a
bırakılmıştı. Daha sonra Osmanlı Devleti'ne yoğun baskı yapan iki devlet, Musul ve Bağdad
bölgelerinde petrol arama imtiyazını, Birinci Dünya Savaşı'nın çıkmasından üç gün önce, 25
Haziran 1914'te almışlardır.

Almanya

İstanbul'dan Bağdad'a kadar uzanan demiryolunun iki tarafını içine alan bölge, Alman
nüfuzundadır. Esasında, Osmanlı Devleti'ne karşı ikili bir politika izleyen Almanya, 18 Ocak
1871'de birliğini kurduktan sonra, Osmanlı topraklarında ve Ortadoğu'da üstün bir siyasî ve
ekonomik güç olarak ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda, İngiltere'nin bütün engellemelerine
rağmen, Osmanlı Devleti'nden 1888 yılında, Haydarpaşa-İzmit Demiryolu'nun işletme hakkını ve
27 Kasım 1899'da Haydarpaşa-Bağdad-Basra Demiryolu'nun yapımını almıştır.
"Almanya, işgalci olarak kötüdür, ama müttefik olarak daha kötüdür" diyen Avusturya
atasözünü haklı çıkaracak davranışlar gösteren Alman İmparatoru Kayzer Wilhelm,
İstanbul'daki büyükelçi Baron Vangenheim'a yazdığı mektuplarda şu hususu vurgulamaktadır:
"Osmanlı Devleti, çökmek üzeredir, çökecektir. İmparatorluk paylaşılacaktır. Bu paylaşmada
daha az hisse sahibi olacak devlet, dünyayı kontrol imkânından mahrum olacaktır."
Almanya, bu görüşten hareketle, Osmanlı Devleti üzerindeki müessiriyetini arttıracak, legal
ve illegal her yolu denemiş, özellikle Osmanlı ordusunu kontrol altına alma gayretlerini
yoğunlaştırmıştır. Üstelik, kopardığı imtiyazlarla yetinmemiş, birtakım gizli anlaşmalarla,
yeni menfaatler teminine çalışmıştır.
Meselâ, 15 Haziran 1914 tarihinde İngiltere ile yaptığı gizli, Bağdad Demiryolu Sözleşmesi,
Osmanlı'nın Asya topraklarını, etki alanlarına bölüyordu. Buna göre, 1) Osmanlı Devleti,
bütünlüğünü koruyacak olursa, Almanya, bu devlet üzerindeki üstünlüğünü koruyacak, 2)
Dağılırsa, paylaşmadan payını alacaktı.
Gizli sözleşmeden, Almanya'nın dost ve müttefiki olmasına rağmen, Osmanlı Devleti'nin haberi
yoktu.

İtalya ve Avusturya

Emperyalist devletlerin aralarında yaptıkları anlaşmalarla, İtalyanlara, Ege Bölgesi ve
Antalya ile Konya- Kayseri çizgisine kadar İç Anadolu'yu içine alacak şekilde, sınırları tam
tesbit edilmeyen bir bölge bırakılmıştı. Ayrıca, İtalyanların, Osmanlı toprakları üzerinde
Banco di Roma ve Triesteli Lloyd Sigorta şirketi gibi etkili kuruluşları bulunmaktaydı.
Öte yandan, Almanya ve İngiltere'nin Anadolu'daki nüfuz bölgelerinin güneyi ile İtalyan
nüfuz bölgesinin doğusunda kalan bir kesim, Avusturya nüfuz bölgesi olarak düşünülmüştür.

Fransa

Manisa-Soma-Bandırma ve Bursa-Mudanya demiryollarının geçtiği bölge ile Sivas'a kadar İç
Anadolu'nun doğu-orta kesimi, Elazığ ve Mardin yöresi, Antalya'dan itibaren Lübnan'ı içine
alan bölüm ve Suriye ile Kuzey Irak, Fransa'nın nüfuz bölgesidir.
Fransa, Osmanlı Devleti'nde toprak kadar, ekonomik çıkarların da peşindeydi. Bu sebeple,
Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığını kolayca kabul
edememiştir.

Gizli Andlaşmalar

Yukarıda izah ettiğimiz gibi, Birinci Dünya Savaşı öncesinde, emperyalist devletlerin nüfuz
bölgelerini tesbit etmeleri, Osmanlı Devleti'nin paylaşılması vakti geldiğinde, düşündükleri
siyasî sınırların beklentisinin göstergesidir.
Nitekim, İtilaf Devletleri, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı Devleti'ni nasıl
paylaşacakları hususunda, gizli andlaşmalar yapmışlardır. Bunların başlıcaları şunlardır:
a) Rusya ile yapılan Boğazlar Andlaşması (18 Mart 1915),
b) İtalyan çıkarları için yapılan Londra Andlaşması (26 Nisan 1915),
c) Sykes-Picot Andlaşması (16 Mayıs 1916),
d) St. (Saint) Jean de Maurienne Andlaşması (21 Nisan 1917),
e) Balfour Deklarasyonu (2 Kasım 1917).

Boğazlar Andlaşması
Fransa, İngiltere ve Rusya arasında 18 Mart 1915 tarihinde imzalanan bu andlaşma ile, adı
geçen devletler, Osmanlı Devleti'ni savaş sırasında nasıl paylaşacaklarını tesbit ettiler.
Böylece Rusya, kâğıt üzerinde bile olsa, tarihî gayelerini İngiltere ve Fransa'ya kabul
ettirmiş oluyordu.

28 Haziran 1914'te, Avusturya Veliahdı Prens Franz Ferdinand ve eşinin, Slav
milliyetçiliğinin merkezi haline gelen Sırbistan'da öldürülmesiyle başlayan Birinci Dünya
Savaşı, Rusya'yı Boğazlar ve İstanbul üzerindeki amaçlarını gerçekleştirebilme arayışlarına
yöneltmiş ve öncelikle müttefikleri İngiltere ve Fransa nezdinde yoklamalara sevketmişti.
Osmanlı Devleti'nin 28 Ekim 1914'te savaşa girmesi üzerine, bu husustaki faaliyetlerini
arttıran Rusya'ya, 9 Kasım 1914'te, İngiltere şu cevabı veriyordu:
"Siz, Almanya ile uğraşın. Almanya ezilirse, İstanbul meselesi, Rusya'nın işine geldiği
biçimde çözülecektir."

Esasında İngiltere, Rusya'nın, Boğazlar'da söz sahibi olmasını istemezdi. Fakat Almanya'nın,
Yakındoğu'da artan etkisine karşı, denge arayışlarına girmek zorunda kalmıştı. Nihayet,
İngiltere Savunma Komitesi'nin 1903 yılında hazırladığı "Rusya'yı Boğazlar'dan uzak
tutmanın, bizim için stratejik bakımdan ve askerî çıkarlar açısından birinci derecede önemi
yoktur" şeklindeki rapor, İngiltere'yi Boğazlarla ilgili Rus taleplerine daha mutedil
yaklaşmaya sevketmişti. Buna karşılık, Faransa da Suriye ve Filistin'i istemekteydi.
Rusya, diplomatik teşebbüslerini sürdürürken, İngiltere ve Fransa'nın Çanakkale'ye saldırma
hazırlıklarından endişeye kapıldı. Zira, başarılı olmaları halinde, Boğazlar bölgesini
onların ellerinden almak güçleşirdi. Bu sebeple Rusya, 1915 Şubat ayında, iki müttefikini
kendi isteklerini kabul konusunda bir anlaşmaya zorlamaya başladı. 9 Şubat 1915'de, Rus
Meclisi'nin (Duma) açılış konuşmasını yapan Başbakan Goremikin'den sonra söz alan Dışişleri
Bakanı Sazonof şöyle diyordu:

"Bugün içinde bulunduğumuz harb, Rusya'nın sıcak denizlere ulaşmasıyla ilgili olarak, siyasî
ve ekonomik meselelerin çözümlenmesine bizi yaklaştırmıştır."
Bu arada Yunan diplomatlarınca yapılan haberleşmenin bir kısmı, Rus Dışişleri Bakanlığı
tarafından ele geçirilmişti. Belgelere göre, İstanbul ve Boğazlara -Girit'te olduğu gibi-
milletlerarası bir statü verildiği takdirde, Yunanistan'ın savaşa girmesi söz konusu
olabilecekti.

Bunu takiben Rusya, 4 Mart 1915'te İngiltere ve Fransa'ya verdiği notada, şu taleplerini
belirtmiştir:
İstanbul şehri, İstanbul ve Çanakkale Boğazları, Midye-Enez çizgisinden, Sakarya nehrinin
Karadeniz'e döküldüğü yere kadar olan topraklar ve Marmara Denizi'ndeki adaların Rusya'ya
verilmesi. İmroz ve Bozcaada'nın geleceğinin de, Rusya'ya danışılarak tayin edilmesi...
Rusya'nın ısrarlı baskıları, İngiltere ve Fransa'nın hoşuna gitmiyordu. Fakat, batı
cephesinin yükünü azaltmak zorundaydılar ve elbette müttefiklerini kaybetmeyi göze
alamazlardı. Böylece İngiltere, 12 Mart 1915'te, Fransa da 10 Nisan 1915'te kabul cevabı
verdiler.

Boğazlar Andlaşması'nın bir oldubittiye getirilmesi, esasında ne İngiltere'yi ne de
Fransa'yı memnun etmişti. Bu sebeple İngiltere, istenilmeyen gelişmeler karşısında, devletin
askerî ve siyasî hedeflerini yeniden tesbit zorunda kalmış ve Sir Maurice de Bunsen
başkanlığındaki bakanlıklar arası bir kurul, "İngiltere'nin Asya Türkiyesi'nden İstekleri"
konulu raporu, 30 Haziran 1915 tarihinde Savaş Konseyi'ne sunmuştur. Gerçi, yapılan
teklifler, İngiliz hükümetince tam uygulanmamıştır. Fakat bu rapor, Osmanlı Devleti'nin
hangi amaçlarla, hangi oyunlarla parçalanmak istendiğini ortaya koyması ve büyük devletlerin
Ortadoğu ile ilgili hesaplarının ipuçlarını, günümüzde de ışık tutacak şekilde göstermesi
bakımından önem arzeder.

Kaynak : Mediha Akarslan/Tarih ve Medeniyet, Sayı 28
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Osmanlı'yı Yağma Yarışı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ÜLKÜCÜLERİN MEKANI :: İÇERDEKİ VE DIŞARDAKİ HAİNLER :: DIŞARDAKİ HAİNLER-
Buraya geçin: